Tarihçe

    HEDİ kelimesi çeşitli dönemlerde yapılmış olan Osmanlı Dönemi haritaları ve kayıtlarında gerek telaffuz farklılığından gerekse farklı zamanlarda farklı memurların yazımlarından HEDİ veya HİDİ olarak kaydedilmiştir. Ancak Osmanlı basılı evraklarının hemen hepsinde HEDİ olarak yazılmıştır. HEDİ kelimesinin mana olarak Türkçe etimolojik sözcüklerde SAHİP (halk dili), Osmanlıca sözlük ve lügatlerde ise HEDİ karşılığı MÜRŞİT ve BOYUN anlamlarına geldiği belirtilmiştir.
HEDİ köyü 1518 yılında Harput Sancağı, Harput Nahiyesine bağlı olduğu dönemde yapılan haritalarda köyün ismi HEDİ olarak yazılmıştır. (Bk. Harita 1)
 harita11

Fakat köyde yeterli miktarda nüfus olmadığı için 1523-1566 yıllarında Harput Sancağına bağlı köyler ve hasılaları cetvellerinde Hedi köyünün ismi yazılmamıştır.

1518 Tarihli Mufassal defterine göre Harput Sancağı’na bağlı köylerde yaşayan Müslim, gayrimüslim ve karışık olarak yaşanan köyleri gösteren haritada Hedi köyü yalnız Müslümanların yaşadığı köy olarak gösterilmiştir. (Bk. Harita 2)

harita22

 

Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Ali ÜNAL’ın  XVI.Yüzyılda Harput Sancağı Kitabı (s. 38-75)

Köyün Çemişgezek Sancağı Keban Nahiyesine bağlandığı dönemde köyün nüfus durumu Ek-V Tablo 18’de gösterilmiştir. Yine aynı dönemde Çemişgezek Sancağı’nda bulunan aşiretler ve cemaatler tablosunda cemaatin adı HİDİ ETRAK (Hidili Türkler) olarak yazılmıştır. (Bkz. Ek –IV Tablo 19) Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Ali ÜNAL’ın XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı kitabı.

1518 tahririnde Çemişgezek sancağına tabi olan ve daha sonra sancaktan ayrılarak ayrı sancak haline getirilen Kızuçan nahiyesine bağlı Hacılu köyü için “ Türk “ ibaresi konulmuştur. Bunu “ Hacılu Türk “ şeklinde okumak da mümkündür. Bundan başka Keban nahiyesine bağlı Aydınlar (Hedi) Köyü için de Etrak tabiri kullanılmıştır. Keza yine Keban nahiyesine bağlı Kergah Köyü’nün yanına da “ İslami Türk “ ibaresi yazılmıştır. Nahiye merkezi Keban içinde “ Ribat-ı Keban Etrak “ şeklinde dikkat çekici bir kayıt konulmuştur. Bu ibarelerin etnik bir farklılığı belirtmek için mi konuldukları, yoksa yerleşik hayata geçmiş unsurları göstermek için mi kullanıldıkları tam olarak kestirilememektedir. Fakat Halaçoğlu’nun kitabında Hedi Etrak ifadesinin doğruluğu belirtilmiştir.

Köyün 1566 yılındaki durumu kayıtlara ve rivayetlere göre 1629 yılına kadar değişmemiştir. IV.Murat devrinde (1629-1639) Osmanlı ve İran mücadelesi bütün hızıyla devam ederken bir çok şehir ve kasabalar el değiştiriyor, halk bundan çok zarar görüyordu. Bu arada Harput çevresindeki köy ve mezralarda yaşayan halkta büyük zarar görüyordu. Bunlar yetmiyormuş gibi 1629 yılında Tufan halinde yağan yağmurların uzun zaman devam etmesiyle Fırat-Murad nehirleri taşmış, taşkınlar sonucu Ulu Ova ve Kuz Ova sular altında kalmıştır. Bu yüzden çiftçiler ve konar göçer davarcılar büyük zarara uğramış, yoksulluk içinde kalmışlardır. Daha önceki yıllarda Van, Erzurum, İspir, Oltu, Bitlis, Adilcevaz, Keban gibi vilayet ve kasabalardan gelip Harput ve çevresine yerleşen Türk oymak ve cemaatlerinden davarcılıkla uğraşan konar göçer Türk oymakları kendilerine geniş merası olan yerleşim yerleri aramışlardır. Bu arayış sonunda bir kısım konar göçer Türk oymakları Aydınlar (Hedi) Köyü merası içinde bulunan Kale ve Palaklı bölgesini satın alarak bu bölgeye yerleşmişlerdir.                        

(Kaynak: Rivayetler ve İsak Sunguroğlu’nun Harput Yollarında Kitabı Birinci Cilt)

 Ulu Ova ve  Kuz Ova’nın sular altında kalması sonucu devam eden 10 senelik süreçte Kışlak ve Yaylak Meralarda hayvancılıkla geçinen göçebeler için cazip bir yer olan Aydınlar (Hedi) Köyü’ne göç devam etmiştir. Bu göçler Alaca, Keban, Üngüzek, Hal, Çöteli, Çakmak gibi köylerden ve özellikle 1663 yılında sancak beyliği LAĞV edinilen Sağmandan gelmişlerdir. Küçük oymaklar halinde gelen akraba olan ve davarcılıkla uğraşan bu insanlar konum itibariyle Aydınlar (Hedi) Köyü deresine yakın Hırdışlar, Mağarabaşı ve Arılık önü mevkilerine yerleşmişlerdir. Bu yerleşim yerlerinde yaptıkları Kom ve Ağılların kalıntıları mevcuttur. Yaz aylarında ise Toptaş, Abbas Ağanın Yurdu ve Beyler Deresi gibi yaylaları yaylak yerleri olarak kullanmışlardır.

Tahminen 1670 yıllarında Hırdışlar Mevkiinde oturanlar Ense Tuzluk Dağ’ının Güney yamacındaki Hedi deresine 500 metre mesafede Aşağı mahalleyi ve dereye çok yakın köyün orta geçişinde ise Kortik (Çukur) mahallesini kurmuşlardır.

Mağarabaşı ve Arılık önü mevkiinde oturanlar da Doğu’dan Batı’ya uzanan ve alçalan Sorhun platosunun Güney eteğinde dereye 600-700 metre mesafede kurulmuştur. Yapılan yeni evler taş temel üzerine kerpiç duvar olarak yapılmıştır. Damlar ise püşürük denilen yapraklı meşe ağacı dallarıyla örtülmüş ve üzeri çamurla kaplanmıştır. Evlerini yapıp mahallelerine yerleşen köylüler çoğunlukla mahalle sınırları içinde kalan köy deresi boyunca sağlı sollu 500-700 metre genişliğindeki sulak araziyi bölüşmüşlerdir. Bölüştükleri bu arazilerde özellikle dut, ceviz, kaysı, kavak ve çeşitli meyve ağaçları yetiştirmişlerdir. Yetiştirdikleri asırlık dut ve ceviz ağaçları köyün bahçelerinde halen yaşamlarını sürdürmektedirler. Sorhun, Dutluca, Kabaağaç platolarındaki tarlalarda bağ, azda olsa buğday ve arpa üretimi yapılmıştır. Bağ üretimi halen yapılmaktadır.

Genellikle köylüler lakapları ile bilinir ve isimler buna göre söylenirdi. Lakaplarıyla anılan aile ve sülaleler böyle tanınırdı. Yukarı Mahallede; Hacı Hüseyingiller, Gılot Memet, Mustafa oğlu İsmail, Osukgil, Siloşgil, Molla Sadıkgil, Gülüşgil, Molla Veligil, Mahallimgil, Gamogil, Süleyman Efendigil, İrzatgil, Güzel Mehmetgil, Deli Ömergil, Mehmet Sadıkgil, Çolak Asımgil, Tofurgil, Vehbi Çavuşgil, Abo Kahyalar, Molla Teyfik, Molla Ömer, Ali Kologil, Havvagil, Kör Fidoş, İncogil, Sadogil, Rıfatgil, Hekkembaşıgil, Molla Bekirgil, Çoban Hamitgil, Çarhogil, Gilogil, Ömer Ağagil, Mehmet Kadirgil, Hacı Hafızgil, Ömer efendigil, Necipgil, Kinkizirler, Sadıkgil, Ülfet Onbaşıgil, Kel Hemitgil, Hanifi Hocagil, Pırçıklı Hasangil, Dedegil, Kara Hasangil, Maksutgil, Çambegil, Kör İsmailgil, Çatal Mustogil, Gobbo Mustafa, Kulüp Mustafa ve Cin Mustafa….. Kortik Mahallede; Arnavutoğulları, Çalıklar, Kangan Mehmet, Arnavut Yüzbaşı gil, Kör Emoş gil, Tosun gil, Gakka gil, Faize İnci, Hacı Sait Ağalar, Gülüş gil, Kara Mamo gil, Katip Şemsettin, Molla Kamil, Reis oğlu Abdullah, Kara Memet gil, Kel Aziz gil, Medenli oğlu, İsmail oğlu Mustafa, Kahveci gil…. Aşağı Mahallede; Yasingil, Palagil, Kör Aloşgil, Fillim Sadık oğlu Hüseyin yani Pipi Hüseyin, Veli oğlu Lütfigil, Molla Mustafagil, Molla Süleyman, Molla Ali, Molla Hüseyin, Mehmet ali Çavuş, Mehmet Paşa, Arif Çavuş, Tatar Abdullah oğlu Tefo, Asker İbrahim, Kak oğlu Mustafa Deli Abdullah, Kamil Erol, Haloşgil, Heno gil, Parto Hüseyin, Mustafa ve Gangan Memetler, Molla İboş, Kör Osmangil, Toker Onbaşıgil, Dudu oğulları, Feride İnci, Mehmet Onbaşılar, Emingil, Atlı Ağagil, Teftişgil, Çıtak Hüseyin Ağalar, Torogil, İncogil, Baloşgil, Ali Çavuşgil ve Miktat Mamogil bu lakaplardandır.

Coğrafi konumundan dolayı köyde bulunan önemli yerler sahibinin adı veya farklı adlarla isimlendirilmiştir. Bunlar; Aşağı Dere, Hırdıçlar, Yılan Sokan, Taş Kesen, Boğaz, Yatan Kavak, Bayram Bahçesi, Kom Önü, Söğütler, Kırodu Dağı, Ak Pınar, Çatak, Bey Pınarı, Dolu Pınarı, Dutluca, Hasbenk, Tarık, Bağlar Deresi, Dut Dibi, Arılık Önü, Şeytan Kalesi, Koyun Oğlu Gölü, Ardıç Önü, Sorhun, Kamışça, Kabaağaç, Kozulca, Eşekler Meydanı, Dırıstan, Kus Pınarı, Karşı Bahçe, Değirmen Önü, Palaklı, Dağumlu Dere, Kale, Kulaklar gibi isimlerdir. Köylüler bu isimlerle mevki bulmada yönlerini rahatça bulurlar. Kaynak suları ile güzellikler yaşayan köyde birbirinden güzel pınarlar mevcuttur. Yine bu pınarlarda çeşitli isimlerle anılırlar. Dolu Pınarı, Bey Pınarı, Sofu Karı, Çambenin Pınarı, Omugun Pınarı, Fetişin Çeşmesi, Kör Pınarı ve Fındık Pınarı bunlardan bazılarıdır.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde (1913-1916) geçim sıkıntısı çeken köylülerden bazıları sıkıntıları nedeniyle Amerika’ya gitmişlerdir. Giden köy sakinlerinden Ali Gülaydın,    Faik Yılmaz, Osman Tüten, Hüseyin Peker, Kamil Erol, Osman Ertuğrul, Ali Tunçer,  Tahir Solmaz, Hüseyin Kılınç, Abdullah Ertan ve Mehmet Özeler tekrar yurda dönmüşler; Hüseyin Ertan ve Ali Bekir TOKER yurda geri dönmemişlerdir.

         Birinci Dünya Savaşı ve Sarıkamış Savaşı’na katılan kayıp, gazi ve şehitlerimiz: Ahmet Taşkın (Sarıkamış savaşı – kayıp), Ahmet İncel (Sarıkamış savaşı – kayıp), Nuri Tekgüven ( Sarıkamış Savaşı – kayıp), Felek Ahmet Gündoğdu ( Sarıkamış savaşı – kayıp), Nuri Uygur ( Sarıkamış savaşı – kayıp), Süleyman Çalık (Sarıkamış savaşı – Şehit), Hamit Barut ve Osman Ertuğrul  ( Savaşta esir düşmüş bir süre sonra serbest bırakılarak  yurda geri dönmüşlerdir.)

    1700 yıllarında Keban Nahiyesi’nde bulunan simli kurşun ve gümüş işletmesi nedeniyle ekonomik yönden gelişme gösteren Keban önce Sancak sonra Eyalet olmuştur. Bu gelişme üzerine Çemişgezek Sancağına bağlı olan Aydınlar (Hedi) Köyü Keban Sancağına bağlanmıştır. Bu yapılan idari işlemden sonra maden işletmeciliğinde kullanılan odun kömürünün büyük bir kısmı halen dağlarında orta derecede meşe ormanı olan Aydınlar (Hedi), Nüşkuşak ve İbolar köylerinden sağlanmıştır. Kömür üretimi HEDİ köyünün ormanlık sahasında bulunan Grodu dağının dibindeki kömürlüklerde üretilmiştir. Kömürlüklerin kalıntıları halen mevcuttur.

 1700 Yıllarında Keban Sancağı’na bağlanan Aydınlar (Hedi) Köyü Keban’ın Eyalet olduğu dönemden 1953 yılına kadar Keban’a bağlı kalmıştır. Elazığ’ın il olmasıyla 2 Haziran 1953 yılında merkez ilçeye bağlanmıştır.